14 Temmuz 2011 Perşembe

Şifanın Türlü Yolları



BaşmelekUriel’in Mesajı
Jeenifer Hoffman’ın Kanallığı
Her biriniz çabasızca yaşamda yol alan insanlarla karşılaşmışsınızdır. Sanki öğrenecek dersleri, büyük meseleleri yoktur.Yaşamları endişelerle dolu değildir ve her şey onlar için kolaylıkla gelişmektedir. Hatta ruhsal bağlantıları bile yoktur, ruhsal yollarına odaklanmamışlardır ama yaşamlarını sizin de kendinize yaratmak isteyeceğiniz şekilde sürdürüyorlardır. Neden siz şifalanma yolundasınız da onlar değil diye sorabilirsiniz. Neden sizin şifalanmanız gerekmektedir de onların gereksinimi yoktur? Onlar özel midir ya da sizin bilmediğiniz bir şeyi mi biliyorlardır?

Her bir ruh kendi şifalanma yolculuğunu, o yaşam sürecinde deneyimlemeyi seçtiği deneyimlere dayalı olarak yürür. Her bir yolculuk eşsizdir. Ruhun derslerini ve öğrenimini; şifalanması gereken yaraları yansıtır. Ve her bir ruh bir şifalanma yolu seçer, aynı zamanda yolun nasıl açılacağını, kimleri kapsayacağını da seçer; ya da çağrıyı tümüyle yadsır. Sizin bakış açınızdan, bir diğerinin yolu sizinkine oranla daha kolaymış gibi gözükebilir.

Ama siz, onların ruhunun bu yaşamdaki şifalanma taahhütlerinin ne olduğunu ve diğer yaşamlarında neler deneyimlediklerini bilemezsiniz. Bu detaylar sizlerden saklanmıştır; sizin ruhsal yolculuğunuzun detaylarının diğerlerinden gizlendiği gibi… Her bir şifalanma süreci, öğrenme, büyüme, dönüşüm veya yükseliş sürecidir; her bir adım birbirinde farklı iken, amaç her zaman aynıdır; her bir kişiye, korkuyu yenmek, kendi güçlerini bulup geri kazanmak adına yardımcı olmak, ve daha büyük bir ruhsal anlayışa erişmektir.

Şifalanırsınız, çünkü ruhunuz bunun için çağırılmıştır. Süreç zor ve acılı; ya da kolay ve rahat olabilir. Tüm vecheler sizin, bilinçli ya da bilinçsiz seçiminize bağlıdır. Şifalanma sürecinizde acıyı deneyimlemek zorunda değilsiniz. Yaşam deneyimlerinde ders almıyormuş gibi görünen insan, sifalanma yolculuğunu acısız ve kaossuz deneyimlemeyi seçmiş olandır. Şifalanmanın acı çekmek ile birlikte geldiğine inanırsanız, o formda bir şifalanmayı seçmiş olursunuz. Daha az ısdıraplı şifalanmanın farklı yollarını; zihniniz ve ruhunuzu bu seçimleri yapmaya hizaladığınızda, seçebilirsiniz.

Sizin şifalanma yolculuğunuz, ruh grubunuzdaki herkese yararlı olur. Tamamlamış olduğunuz her bir şifalanma deneyiminiz; kendiniz kadar, bağlantınız olan diğerlerine de iyi gelir. Çünkü birlikte, belirli bir şifalanma yolu seçtiniz. Ama şifalanmayı nasıl deneyimleyeceğiniz size bağlıdır. Sancısız bir yolla şifalanmayı seçtiğinizde, ruh grubunuzdaki her bir üyeye aynı seçimi bahşetmi ş olursunuz. Derslerinizi taktir etmeyi öğrendikçe, şifalanma sürecindeki güzelliği farkedecek ve şifalandığınızı bileceksiniz; çünkü bu ruhun armağanıdır, sizin ve tüm insanlık için, acı çekmeden şifalanmak, korkusuzca yaşamak ve kollektif ruhsal yolunuzda ileri doğru yürümek adına bir fırsattır.

Şifalanıyorsunuz çünkü, siz Dünya’yı değiştirmeye gelenlersiniz, Dünya’nın duygusal ve ruhsal yaralarını – ki onlar sizin yaralarınızın birer aynasıdır – sarmaya gelenlersiniz. Sizin her birinizin kendinizi şifalandırmaya yetecek gücü var, ruh grubunuzu, ve hatta Dünyayı… Ve bunu acı çekmeden, incelikle yapabilirsiniz, Dünya’yı en yüksek titreşimleriyle birlikte, hizalanmaya doğru taşıyabilirsiniz; insanlığı Ruh ile hizalamayı, Olmanın yüksek boyutlarına erişmeyi, kolaylıkla ve zerafetle yükseliş yoluna girebilmeyi sağlayabilirsiniz.

Çeviri: Güneş Kurtulan
www.urielheals.com
http://lovepeaceandharmony.nin​g.com/profiles/blogs/sifan-n-t​urlu-yollar-uriel-in-

TANRI KODU - DNA'nın Lisanı


PDFYazdırE-Posta

Aşağıdaki alıntı Gregg Braden’in ‘Tanrı Kodu: Geçmişimizin Sırrı, Geleceğimizin Vaadi’ adlı kıtabından alınmıştır, (Hay House, Sub. 2004). Tüm kitapçılardan veya www.hayhouse.com dan alınabilir.

Tanrı Kodu: Geçmişimizin Sırrı, Geleceğimizin Vaadi’ Gregg Braden

Bölüm 6 :

Kodun İçindeki Kod : Her Yaşamın Her Hücresinde Tanrı’nın İsmi

DNA’nın Alfabesi : Tercüme edildi

Yaşamın kodunun keşfedildiği andan itibaren, bilim adamları ve bilim adamı – olmayanlar yaşamın genetik mavikopyasını bir “lisan” olarak tanımladılar. 2000 yazı esnasında yapılan bilim konuları ile ilgili bir basın konferansında,başkan Bill Clinton, tarihteki en geniş işbirliği ile yapılan araştırma çabalarının birini tamamlamış olan iki şirketin liderlerinin yanında durdu: İnsan Genom Projesi. Birleşik çabaları vasıtası ile, onlar genetik kodumuzun ilk haritasını ürettiler ve 21 nci yüzyılda tıp ve yaşam bilimlerinin yeni çağına kapı açtılar. Kilometre taşının önemini tanımlarken, Clinton genomun “Tanrı’nın yaşamı yarattığı lisan” olduğunu bildirdi.

Bunlar sadece yaşamın inşa edici bloklarını tanımlamak için – yaşamın kimyasal kodunun “lisanı” - mecazi olarak kullanıldı. Ancak, bu kitapta daha önce tanımlanan ilişkilerden, DNA nın şimdi, kadim ve tercüme edilebilir bir alfabenin çok gerçek lisanı olarak görülebileceği açıktır. O, insanlık ailesi olarak bizi ayırabilecek herhangi farklılıkları aşan tek mesajı saklayan/koruyan lisandır. Bedenlerimizdeki mesajı açığa vurmak için, yaşamın alfabesini anlamamız gerekir.

***

Watson ve Crick’in keşfinin dehası DNA molekülünün kendisini tanımlamalarında yatmaktadır. Çok teknik olmayan terimlerle, yaşamın inşa edici blokları şaşırtıcı şekilde basittir ve hem dikkate değer şekilde hızlı ve verimli, aynı zamanda, göze hoş gelen bir şekilde düzenlenmiştir. Genetik araştırmanın özü tüm yaşamın sadece dört kimyasal bileşenin kombinasyonları olarak oluştuğu anlayışına dayanır. Bu temel yaşam birimleri – adenin, thymin, guanin ve cytosin (sırası ile A, T, G ve C) – DNA nın bazları adlandırılır, var olduğu bilinen yaşamın her formunu üretmek için gerekli bilginin tümünü taşırlar. En küçük tek – hücreli organizmalardan, tek bir insan bedenini oluşturan 100 trilyon hücreye kadar, her yaşam formunun kodu bu dört bazın farklı düzenlenmesinden yapılmıştır.

Sadece kısmen anlaşılan bir proses vasıtası ile, bazlar kendilerini kesin/kusursuz çiftler halinde düzenlerler, bu baz çiftleri olarak bilinir, yaşamın mavikopyalarını üretmek için modelleri içeren her bir çift diğer çiftlerle birleşir. Başka bir deyişle, her baz sadece özel bir partner ile çalışır : guanin daima cytosin ile çift oluşturur (G – C) ve adenin daima thymin ile çift oluşturur (A – T). Çiftler birbirine karşı zıt olarak düzenlenir, kıvrılan merdiven basamakları oluşturarak, merdivene benzer bir yapı oluştururlar, bilinen çifte sarmal. Bu baz çiftleri son birkaç yıldır aşina olan gen – kodu rakamlar ve işaretler sistemini oluşturur. 26 Haziran 2000 de, biri özel diğeri federal iki rakip şirket, insan DNA sını oluşturan bazların nasıl düzenlendiğinin ilk haritasını üretmek için kaynaklarını birleştirdiklerini bildirdiklerinde, dünya huşu içinde izledi. Bu haritayı resimlemede, alfabetik harflerin görünür sonsuz akımları televizyon ekranlarımıza ve popüler dergilerin sayfalarına yansıdı. Bazıları yüzlerce harf uzunluğunda olan diziler insan DNA molekülünde farklı yerlerde teşhis edilen bazları temsil eder. Bu kombinasyonlar genler olarak bilinir. Bir tür olarak bizi eşsiz yapan 23 çift canlı bilgiyi (kromozom) oluşturan genler grubudur. Aşağıda bu kodun görünüşünü resimlemek için insanın kromozomu 1 in bir kısmı var :

GATCAATGAGGTGGACACCAGAGGCGGGGACTTGTAAATAACACTGGGCTGTAGGAGTGA TGGGGTTCACCTCTAATTCTAAGATGGCTAGATAATGCATCTTTCAGGGTTGTGCTTCTA TCTAGAAGGTAGAGCTGTGGTCGTTCAATAAAAGTCCTCAAGAGGTTGGTTAATACGCAT GTTTAATAGTACAGTATGGTGACTATAGTCAACAATAATTTATTGTACATTTTTAAATAG

İnsan kromozomu 1 in bir parçasından iki yüz kırk baz.

DNA nın kodunu anlamlı bir lisana tercüme etmenin anahtarı elementleri harflere dönüştüren keşfi uygulamaktır. Onların uyuşan değerlerine dayanarak, hidrojen İbrani harfi Yod (Y) olur, azot Hey (H) harfi olur, oksijen Vav (V) harfi olur ve karbon Gimel (G) olur. Bu yerine koymalar şimdi Tanrı’nın isminin kadim şeklinin, YH, genetik kodumuzun tam kimyası olarak mevcut olduğunu ifşa eder. Tanrı’nın ismi ile modern bilimin elementleri arasındaki bu köprü vasıtası ile, şimdi ful gizemi ortaya çıkarmak ve bedenlerimizin her hücresi olarak yaşayan kadim kodda daha büyük anlam bulmak mümkün olur.

Yaşayan Hayatın Her Hücresinde : Ortaya Çıkarılan Kod

Bir görüşme sırasında, Albert Einstein’a Tanrı’nın neye benzediği ile ilgili anlayışını sormuşlardı. Yanıtında, Yaratıcı direkt olarak görülmemesine rağmen, her günümüzün her anında Onun varlığının kanıtının bize gösterildiği gerçeğini ima etti.

Einstein, “Benim Tanrı anlayışım kendisini bilinir dünyada ifşa eden üstün bir zekanın inancının derinden hissedilmesinden gelir” demişti. Böyle samimi içgörüler vasıtası ile, bize dünyamızın altında yatan zekayı kavrayan son yüzyılın en büyük zihinlerinin birinin yoluna bir bakış verildi. Bu zekayı yaşamın elementlerine bağlama keşfi şimdi Einstein’ın algılayışına daha da büyük anlam vermektedir.

Tanrı’nın kadim isminin tüm dört harfini modern elementlerle yer değiştirdiğimizde, önce utanma, belki de beklenmeyen bir sonuç görürüz. YHVH deki son H’yi azotun kimyasal eşdeğeri ile yer değiştirince, Tanrı’nın ismi hidrojen, azot, oksijen ve azot olur (HNON) – hepsi renksiz, kokusuz ve görünmez gazlar ! Başka bir deyişle, Tanrı’nın kişisel isminin yüzde 100 ünü bu dünyanın elementleri ile yer değiştirme elle tutulamaz, ama yaradılışın çok gerçek bir formu olan bir maddeyi yaratır !

Doğrusu, Tanrı’nın daha eski tanımlamalarında, bize Onun omnipresent (her yerde mevcut) olduğu ve dünyamızda gözlerimizle göremeyeceğimiz bir form aldığı anlatılır. Böylece, O sadece Onun tezahürleri vasıtası ile bilinebilir. Sefer Yetzirah Tanrı’nın varlığının bu fiziksel olmayan formunu Tanrı’nın “Nefesi” olarak tanımlar.

“Hiçliğin On Sefirotu : Biri Yaşayan Tanrı’nın Nefesidir, dünyaların Yaşamı...bu Kutsal Nefestir”

İlave olarak, Genesis’in ilk bölümü Yaratıcının yaradılış zamanı esnasında fiziksel olmayan bir formda mevcut olduğunu anlatır. (Genesis 1:2). O, önce dünyanın yüzüne ilerleyen Tanrı’nın ruhu” idi [yazarın vurgusu].

Sefer Yetzirah, evreni mümkün kılan Ana Harf olarak yaradılışın boşluğundan ilk İbrani harfin ortaya çıktığını tanımlar : Alef (Elif). Büyük, mistik bir “sır” vasıtası ile, Alef sonra evrenimizde ortaya çıkmak için ilk elemente tekamül etti/evrimleşti, hidrojen, ayrıca Tanrı’nın isminin ilk harfi olarak : Yod. Big Bang’in modern teorileri şimdi hidrojenin yaradılış anında salıverilen enerjiden oluşan ilk element olduğunu ve evrende tek en bol element olarak kaldığını ileri sürer. Her ikisinin de aynı elementi tanımladığı görülüyor !

Exodus bize YHVH isminin Tanrı’nın kişisel ismi olarak ifşa edildiğini çok spesifik terimlerle hatırlatır. Eşit olarak açık terimlerde, insanlığın Tanrı’nın “imajında” yapıldığı bize gösterildi.Belki bu bildiride tüm var olanın kaynağı ile ilişkimizi tanımlayan en direkt ipucu bulunabilir. Yeni bir vurgu ile, kaynaklarımız ile ilgili bildiri Tanrı olarak veya Tanrı’ya eşit olmak yerine sadece Tanrı’nın imajında yapıldığımızı bize hatırlatır. Süptil olmasına rağmen, bu bildiri, biz Yaratıcımızın niteliklerini inkar edilemez şekilde paylaşırken bizi çok farklı yapan bir şey tarafından YHVH ten ayrı düştüğümüzü de ileri sürer.

Kadim harfler ile modern elementlerin yerini değiştirince, Yaratıcımızın isminin yüzde 75 ini temsil eden ilk üç harfi paylaşmamıza rağmen, kimyasal ismimizin dördüncü ve son harfinin bizi Tanrı’dan ayrı düşürmekte olduğu açıktır. Tanrı’nın varlığı üç gazın, hidrojen, azot ve oksijen, görünmez ve elle tutulmaz formu iken, ismimizin son harfi bize bedenimizin rengini, tadını, sertliğini ve seslerini veren “nesne”dir : karbon. Bizi Tanrı’dan ayrı düşüren tek harf ayrıca bizi dünyamızda “gerçek” yapan elementtir.

Bu, Tanrı’nın basitçe, görünmez elementlerden yapılmış bir gaz serpintisi olduğunu ileri sürmez. Bunun yerine, dünyamızın ve yaşamın temelinin kendisinin mümkün olması, üç milenyum önce Tanrı’nın Musa’ya ifşa ettiği isim vasıtası iledir. Tanrı, evrenin tek en bol elementinin hidrojen formunda olduğunu bize söyler. O, olmuş olan ve olacak olan her şeyin bir parçasıdır.

İnsanın Bedeninde Tanrı’nın İsmi

Efsane, Kral Süleyman Jerusalem’de kutsal tapınağını inşa ettiğinde, ilk taşın yerleştirilmesinden bile önce kadim bir ritüelin gerçekleştiğini belirtir. Bugünkü Masonların gelenekleri vasıtası ile korunan, bu ritüel yönlendirmeyi ve bir taşı yerleştirmeyi içerir, sonunda büyük kompleksin tüm diğer taşlarının yönlendirileceği, köşe taşı (temel taş). Kralın bu temel taşının içine bir parşömen sayfası yerleştirdiği söylenir, bu sayfada o kendisi tek bir ismi yazmış. Sembolik olarak, Jerusalem’in Kutsal Tapınağının temel taşını demirleyen isim ayrıca Kral Süleyman’ın insanlarının liderliğine, ulusunun gücüne dayanan isim oldu ve dünyanın organize dinlerinin üçte biri için temel oldu. O tek isim tetragrammaton YHVH idi, Tanrı’nın zamansız ismi.

Tanrı’nın ve insan bedeninin ismini oluşturan asl harflerin daha yakından incelenmesi bu kadim ilişkinin bize bugün söylediğini tam olarak açıklar. İncil metinlerinin orijinal versiyonları Tanrı’nın ismini YHVH olarak ful olarak bilgilendirir, ayrıca onlar YH olarak kısaltılmış versiyonu ima eder. Bilginler genel olarak bu iki ismin YHVH ve YH nin birbiri ile değişebilir olduğunu kabul ediyor. Tercüme edildiğinde, YH ismi “Sonsuz” olarak okunabilir.

Spesifikler zaman ve kültürler ile değişebilmesine rağmen, modern İngilizcede sonsuz (ebedi) kelimesinin anlamı başlangıcı ve sonu olmayan ve zamanın sınırlamalarının ötesinde fonksiyon gören bir varoluşu ima eder. Hem Tanrı’nın isminde, YHVH, hem de insan bedeninde, YHVG, ortak olan kesinlikle bu “ebedi” veçhedir. Hem eski yapıtların gizli harf kodları, hem de bir alfabe olarak DNA nın kelimesi kelimesine çevirisi vasıtası ile, varlığımız ile ilgili bir şeyin sürekli ve ebedi kaldığı bize gösteriliyor. Genetik kodumuzu tanımlayan elementlerin ful yüzde beşi vasıtası ile Yaratıcımız ile bu asla – sona ermeyen niteliği paylaşıyoruz.

YHVH = Tanrı’nın ismi YHVG = İnsanın ismi

YH (Tanrı/Ebedi) Tanrı’nın isminin bir yarısını ve hücrelerimize kodlanmış ismi oluşturur.

(Çeviri ; Saffet Güler)

Galaktik Değişim


PDFYazdırE-Posta

Daha önce belirtildiği gibi, şimdi tüm güneş sistemimizin ve belki de tüm galaksinin bir geçişin ortasında olduğunu gösteren artan sayıda bilimsel bilgi var.

Samanyolu Galaksimizin merkezi, güneşimizin 3.2 – 4 milyon katına eşit kütlede, ancak dünyanın güneşin etrafındaki yörüngesinden on kez daha küçük alana sıkıştırılmış bir kara deliktir.

Meksika ve Güney Amerikadaki bir çok yerli kabile, Galaktik Merkezin veya Tula’nın Ge olarak bilinen bir frekans ya da ton yaydığını ve bu tonun sadece bedeni ve zihni iyileştirmediğini, ayrıca ölümsüzlük getirdiğine inanır. Burada gösterilen spiral Ge, Tula veya Galaktik Merkezden aktarılan frekansı temsil eder.

Güneşimiz, Dünya ve biz 2012 büyük kavuşumuna doğru giderken, bu frekansın daha da güçleneceğine inanıyorum.

Bunun titreşimi DNA mızı aktive ediyor ve bizi insan varlıklardan Meshedilmiş Olanlara dönüştürüyor. Bazıları Ge – sus Mesih’in, Yükseliş işlemini Dünyaya demirlemek için Tula’dan gönderilmiş bir Üstat Varlık olduğuna inanıyor. Onun doğumu, bizler de Ge – sus Mesihler olabilmemiz için DNA mızı Ge’nin frekansına uyumlamak için Dünyaya sevgi enerjisinin büyük bir patlamasını getirdi.

Rus bilim adamları DNA mızdaki % 97 boşluğun boş olmadığını keşfetti. Onlar, bu boşluğun torsion dalga enerjisi olarak adlandırılan bir şeyle dolu olduğuna inanıyor. Bu enerjinin ayrıca sevgi veya hatta Ge’nin tonu olarak adlandırılabileceğine inanıyorum.

Bilim adamları şimdi bu torsion dalga enerjisinin sadece DNA dan önce var olmadığına, DNA ya ne yapacağını söylediğine inanıyorlar. DNA mız bir hard disktir. Torsion enerjisi/SEVGİ/Ge’nin tonu, ruhumuzla ve kalbimizle etkileşir. Ruhumuzun ve kalbimizin enerjisi torsion dalga enerjisini organize eder ve DNA ya kendisini nasıl düzenleyeceğini anlatır. Bu sadece fiziksel bedenimizi yaratmaz, tüm REALİTEMİZİ yaratır. Kadim Mayaların ve diğer yerli insanların bunu bildiğine ve anladığına inanıyorum.

Dünya galaksinin yüksek – enerjili bölgesine ilerlerken, DNA nızı aktive etmenin ve yükselişinizi hızlandırmanın en kolay yollarından biri, aşağıdaki yemini kullanarak kendinizin bir Üstat olduğunuzu ilan etmeniz/bildirmenizdir.

… Neyi ve kime söylemeliyim ? daha önce bahsettiğimiz bir çok şey gibi, yanıt düşünebileceğinizden çok daha basittir. Yalnız olmalısınız. Sonra, saf niyetle, ailenin [Ruh] önüne gelin ve durumunuzu bildirin. Söylediğiniz şey sonra [geçmiş enkarnasyonlarınız ile ilgili Akaşik Kayıtlarınıza] yeniden yazılışın başlangıcı olur, çünkü Dünyanın enerjileri İnsanın özgür iradesine yanıt verir. Hücrelerinizin işitebilmesi için, yüksek sesle söyleyin. Eski yeminleri attığınızı bildirin ve sonra yeni bir yemin edin. Belki şimdi üstatlık yemini edersiniz ? Belki tüm insanlığın yararına kendinizi adarsınız ? ..

Üstatlık yemini içinizdeki enerjilerin değişimine izin verir, çünkü alet kutusu açılır ve kendilerinin her zaman sıradan olduklarını düşünen İnsan Varlıklarının DNA larının yükseliş katmanı aktive olmaya başlar. Huzur dolu bir gezegene kapı açılmaya başlar ve önce sadece birkaç kişi kapıdan geçer, sonra daha fazlası görmeyi seçmelidir. (Kryon/Carroll, Sedona Journal of Emergence, February, 2004:19).

Üstatlık yemini hafife alınmamalıdır. Bunu yaparak, DNA nızın üçüncü ipliğini aktive edersiniz.

http://www.weinholds.org/2012_4.asp#top

(Çeviri ; Saffet Güler)

Galaktik Değişim

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Oglak Burcunda Dolunay Meditasyonu



(15 Temmuz Cuma)

"Ice Donme ve Korkulardan Ozgurlesme Meditasyonu"

15 Temmuz Cuma saat 09:39'de Zodyagin 10. burcu olan Oglakta Dolunay gerceklesiyor.

Dolunaylarda Ay isigini cok guclu bir sekilde yansitir ve bilincaltimizia ydinlatir. O yuzden, dolunayda farkindaligimiz artar. Dolunay ayni zamanda tamamlanmayi da temsil eder. Tamamlanma ve gerceklesme zamanidir. Ayin isigi icimizde onceden gizlenmis konulari ve sorunlari aydinlatarak gormemizi saglar. Zihnin ve ruhun aydinlanmasi dolunay tarafindan adeta tesvik edilir.Gunes ve Ay'in karsi karsiya gelmesinden dolayi enerji inanilmaz olcude kuvvetlenir. Bu da bizi, bir taraftan degisim ve donusum icin zorlarken, ayni zamanda psisIk guclerimizi de inanilmaz sekilde artirir. Her bir dolunay bize meditasyon yapmamiz icin buyuk bir firsat sunar.

Cok hizli degisimler yasadigimiz bu donemde, Oglak burcunda gerceklesen dolunayin enerjisi, tum kaliplarimizi, korkularimizi birakabilmemiz icin bizleri guclu bir sekilde tetikliyor.

Oglak Oncu ozellikteki bir Toprak burcudur. Idareci gezegeni de buyuk ogretmen olarak adlandirilan Saturn'dur. Bu dolunay butun zorluklarin aslinda bizi daha ileriye, daha yuksek bir tekamul duzeyine tasimaya yarayan seyler oldugunu anlamamizi sagliyor. Daha ileriye gitme kararinin daima dogru biryeri ve zamani vardir. 15 Temmuz Cuma gerceklesecek dolunay da bu dogru zamandir.

Bu dolunayda Ay ve Gunes birbirlerine tam karsilikli duruma gelirken, sadecebu dolunaya ozel bir durum olusuyor. Ay Oglak burcunda bulundugu sirada,Gunes de duygusal iliskilerimizi, bakmayi, beslemeyi, sefkati ve kisinin sevgisini ifade etmesi ile baglantili olan Yengec burcunda ilerlemesine devam ediyor. Ayni zamanda Yengec'in yoneticisi olan Ay, kendisinin tam zitti olan Oglakla bir kavusum yapmaktadir. Bu da zitlarin birligi durumunu ortaya cikarmaktadir. Yilin sadece bu zamaninda Ay, Oglagin kisitlayici, alikoyucu, planli ve agirbasli enerjisini, kendi dogal Yengec enerjisiyle etkiler ve sevgiye, sefkate, merhamete acar. Bunlardan dolayi bu dolunayi icinde bulundugumuz karisIk ve degisken donemde kendimizi sevmeye baslamak icin kullanabiliriz.

Oglak dolunayi korkularimizla uzlasmak ve onlari kabullenmemiz icin bizizorlar. Bu dolunay aksami korkularimizin neler olduklarini ve neredenkaynaklandiklarini gercek anlamda gorebilecegimiz aksamdir.

Unutmamamiz gereken gercek sudur: "Kendimizi degistirirsek, her seyi degistiririz." Bu degisimi de en guzel sekilde Oglak basarir. Cunku gerekli bilinc degisIkligini basarmak icin ne kadar zor, uzun zor olursa olsun yola cikmak, kesin bir azim ve oglak enerjisini gerektirir.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

ATLANTİS'TE TEDAVİ



PDFYazdırE-Posta

Shirley Andrews

“Lemurya ve Atlantis” – Kozmik Kitaplar

Atlantis'te tedavi merkezlerinde yetenekli doktorlar hastanın iyileşme sürecini hızlandırmak ve hastalığını tamamen ortadan kaldırmak için kristallerden, piramitlerden, seslerden, renklerden ve düşüncelerden yararlanmışlardır. Onlarla çalışmış oldukları için uzak bölgelerde insanlar hala bu teknikleri kullanmaya devam etmektedirler.

Virginia sahilinde bulunan Edgar Cayce Enstitüsü’ndeki bir konferans sırasında Amerikan yerlilerinden bir doktorun, felç geçiren bir genci sakinleştirmek kuvars kristallerini, sesi ve ellerinde bulunan enerjiyi kullanmasına tanık oldum. İlk önce Peru' nun tarih öncesi dönemlerinden kalma bir flüt çaldı; daha sonra ise Avustralya yerlilerinin rüya zamanını canlandırmak için çaldıkları uzun, flüte benzeyen “didgeridoo” adlı aletten yükselen hafif bir müzik odayı kaplayıverdi.

"Birçok yaşam süresi boyunca Atlantis'te tedavi üzerine çalışmalar yaptım. Kristalleri ışık ve sesle, bazen de biraz müzikle birleştirerek kullandığımı hatırlıyorum. Şimdiki yaşantımda da sahip olduğum tedavi yeteneklerinden bir kısmını önceki yaşantılarımdan ödünç aldım ve bunları da gözlerim aracılığıyla ortaya çıkardığımın farkına vardım.

"Tedavi sırasında kalbe yakın bir yaralanmada sol elimi yaranın üzerine, sağ elimi de altına koyuyorum. Daha sonra yaraya bakıyorum ve görüş alanım bulanıklaşmaya başlıyor ama onun merkezinde yara üzerinde yoğunlaşmış, yedi santim çapında belirgin bir alan yer alıyor. Görüntü yaranın içinde ilerliyor ve tıpkı içinde binlerce küçük, kırmızı renkli nehrin akmakta olduğuna benzer bir şekle sahip dolaşım sistemini görüyorum. Yaraya bakmaya ve vücudun içinde ilerlemeye devam ediyorum. Bu sırada yara veya hastalık üzerinde kahverengi bir gölgenin oluştuğunu fark ediyorum. Gözlerimden yayılan enerjiyi arttırıyorum. (Gözlerimin içinde enerji sonucunda gıdıklanmaya benzer bir şeyler hissediyorum) Enfeksiyona yaklaştıkça patlamakta olan mısır seslerine benzer çatırtı ve patırtılar duymaya başlıyorum; bu enerji sayesinde enfeksiyon buharlaştırılarak yok ediliyor. İnsanlar çoğunlukla tedavim sırasında vücutlarında bir sıcaklık hissettiklerini söylüyorlar.

"Kemikte meydana gelen bir yaralanmada ise birçok kemik molekülünü kafamda canlandırırım ve tedavi boyunca bana yardımcı olmaları için zihnimde kemiğin birleşme noktasında onları toplarım. Bir keresinde trafik kazasında bileğini altı yerden kıran bankacı bir arkadaşımın üzerinde çalıştım. Kırılan yerden kemiklerin hareket etmesini önleyebilmek için eline ve kolunun ön kısmına iki tane değnek yerleştirilmişti. Ona haftada bir kere yirmi dakikalık seanslar uyguladım. Kontroller için doktora gittiği zaman doktor, 'Şimdi fizik tedaviye başlayabiliriz’ demiş ama arkadaşım bunun 11.000 dolara mal olacağını öğrenince vazgeçmiş; daha sonra ilk ışın tedavisi için gittiğinde doktoru bileğinin nasıl bu kadar çabuk iyileştiğine şaşırmış. Bunu bana anlatınca büyük bir memnuniyetle gülümsedim ve ve doktoruna bileğine uyguladığımız tedaviden söz edip etmediğini sordum. O da, 'Tabii ki söz etmedim,' diye cevap verdi. Şimdi arada sırada onu bankada ziyaret ettiğim zamanlarda onun sanki bileği hiç kırılmamış gibi yazı yazmaya devam ettiğini görüyorum. Ona yardım ettiğim için hem kendime hayret ediyorum, hem de büyük bir mutluluk duyuyorum. " - KATHLEEN KEITH

Kristaller enerji üretememelerine rağmen onu harekete geçirebilmekte, başka bir yöne çevirebilmekte veya bazen de biriktirebilmektedirler. Bunun farkına varan Navaho doktorları kristalleri enerjilerini arttırıp hastalarına yönlendirme sırasında kullanmışlardır. Kristaller tıpkı elektrik akımının devam etmesi için radyo, televizyon ve bilgisayarda kullanıldıkları gibi insan vücudunda da oldukça yararlı olabilmektedir.

Her hücrede etrafımızı çevreleyen enerjiyle ilişkili ve karşılıklı etkileşim içinde olan ve bize hareket ederek enerji kazandıran küçük elektrik yükleri vardır. Bizim düşüncelerimizi ve hislerimizi sinir hücrelerimizde bulunan elektrikli ağlar yoluyla iletmektedirler. Bu yüzden tedavi sırasında hücreler arasında iletişimin sağlanmasına yardımcı oldukları için kuvars kristalleri çok faydalı olabilmektedirler.

Kuvars kristalleri, topraktan çıkarıldıklarında silikon şeklindedirler. Lavlar ve yanardağlardan dışarı çıkan kaya parçalarından veya okyanus tabanlarındaki tektonik oluşumların ayırdığı yarıklardan fışkıran maddelerden oluşan Mu ve Atlantis'te bol miktarda kuvars kristali bulunmaktaydı.

Atlantis'te tedaviyle uğraşmış olan ruhların büyük bir kısmı dünyaya geri döndü ve birçoğu da önceki yaşamlarında kristalleri de kullanarak gerçekleştirdikleri tedavileri uygulayan başarılı doktorlar oldular.

"Ben ruh gücüyle tedavi uygulayan biriydim ve bu türden bir tedaviyle kırılan kemiklerden ALS'ye kadar her türlü hastalığın etkisini azaltmak mümkündür. Unutkanlığın pençesinden kurtulmayı başardım ve geçmiş yaşantılarımda yaptığım her şeyi net bir biçimde hatırlıyorum. Bende bulunan bu enerji sayesinde Lemurya, Taucadia ve 'Kırmızı Topraklar'da oldukça faydalı işler gerçekleştirdim. Bağlantı kurduğum enerji sayesinde tedavi gerçekleşiyordu. Ben sadece sevgiyi ve enerjiyi yönlendiriyordum." ANONİM

“Enerjiyi dengelemek ve çakralan açmak için çatal seslerini kullanıyorum. Bazı yeni kristallerim vardı ve sonuçlar hayret vericiydi. Eğitmenim Atlantis’te görevli bir tedavi uzmanı olduğumu söylüyor.” EVELYN URBAN-WERN, M.ED.2

Evelyn, bütün hastalıkların ve rahatsızlıkların zaman içinde yaşam enerjisini sağlayan sistemde meydana gelen dengesizlikler veya müdahalelerden dolayı oluştuğuna inanan bir enerji tedavi uzmanıydı. Atlantis zamanından kalma yöntemleri kullanarak bir hastasını tedavi edeceği zaman enerji akışını baş kısımdan ayak uçlarına ve parmaklarına kadar her yere uygulamaktaydı. Eğer bir tıkanıklık meydana gelirse kristaller aracılığıyla doğal enerji akışını yeniden düzenlemekteydi. Böyle bir deneyim kişiye sevgi hislerinin artması, hastalığının düzelmesi, ruhunun aydınlanması, farkındalığının artması gibi şeyler de kazandırmaktaydı. Bütün bu sayılanların hepsine de kişi amacına ulaşırken ihtiyaç duymaktadır.

“Bizler kristallerin yardımıyla hastalarımızın çakralarını düzenleme ve fiziksel, ruhsal sorunlara yardımcı olma konusunda oldukça başarılıydık.”

NEW HAMPSHIRE’DAN İKİ TEDAVİ UZMANI

Atlantis'te bulundukları günlerde sahip oldukları yeteneklerini hatırlayan uzmanlar, meditasyon sırasında yoğunlaşabilmek ve vücudun içindeki titreşimlerin doğal hareketliliğini kolaylaştırmak için kuvars kristallerinden yararlanmışlardır. Taşlar tedavi eden kişinin düşüncelerinden aldığı enerjiyle tıpkı bilgisayarda olduğu gibi hastanın vücudundaki ritmi artırmakta ve harekete geçirmektedir. Hastalık sonucu meydana gelen felç ve depresyon gibi sorunlar azaltılarak doğal enerji akışının artırılması ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi sağlanmaktadır.

Atlantis'teki başka bir rutin tedavi işlemi de muhtemelen aynı şekilde gerçekleşmektedir. Uygulayıcı kişi tarafından hastaya enerji çekip vermesi için kristaller, alçak bir kanapeye uzanmış veya bağdaş kurarak yere oturmuş hastanın başına, ayaklarına ve yan taraflarına yerleştiriliyordu. Uygulayıcı, dikkatli bir şekilde taşları hastanın başına (en önemli bölge), göbeğine, üçüncü gözüne ve dengesi bozulmuş olan vücudun diğer bölgelerine yerleştirirken, hasta da her iki elinde birer kristal bulunduruyordu. Orada bulunan arkadaşları da hastaya sevgilerini ve tedavi için gerekli olan enerjiyi kristaller aracılığıyla ulaştırabilmek için yoğunlaşarak meditasyon yapıyorlardı.

Kristalin etkinliğini birçok değişik faktör etkilemektedir. Kullanmadan önce onları temizlemek oldukça önemlidir; ayrıca taşı güneş ışığını doğrudan alacak şekilde üç gün boyunca sabunlu suyun içinde bekletmek de taşın etkinliğini arttırmaktadır. Yine benzer şekilde kristali steril bir suyun içine veya içinde birkaç damla çiçek esansı bulunan suyun içinde bir-iki dakika bekleterek de aynı etkiyi sağlayabiliriz. Kristalin rengi de oldukça önemlidir. Genelde kuvars kristalleri renksizdir; ama eğer soğuyan lav tabakasının içinde metalik bir toz varsa, kristal renk kazanacaktır.

“Atlantis’te uzmanlar pembe kuvarsları kaplıca tedavilerinde, insanlar ise günlük yaşamlarında kullanıyorlardı. İnsanlar genelde uzman olan rahiplere konsantrasyon işlemine yardımcı olmaları için giderlerdi ve böylece kendi başlarına taşı gerektiği şekilde kullanabilirlerdi.” CARRIE BLAKLEY

Gül kurusu kuvarslar, pembe; mor kuvarslar, ametist; sarı renkli olanlarsa sitrin (limon kabuğu) adıyla anılmaktadırlar. Pembe kuvarslar en iyi kalpte, üçüncü gözün yanındaki başın merkez kısmında ve diğer nabız bölgelerinde işe yaramaktadır; ayrıca duygusal bozuklukların tedavisinde fiziksel olanlardan daha etkili olmaktadırlar. Bu nedenle diğer bir adı da "sevgi taşı" dır. Düzenli kullanıldığında, pembe kuvars taşı kişiye huzur, içsel rahatlama sağlamakta ve dengesini ayarlaması gibi konularda yardımcı olmaktadır. Bu duygular sadece seks odaklı olmayan gerçek sevgi duygularının etkisine sahiptir. İçinde beyaz renkte olan "titanyum dioksit" ile kırmızı renkli "ironoksit" bulunan pembe kuvars taşı, magnetizma tarafından yönlendirilmektedir. Kişinin düşünce sistemini ve enerjisini çoğaltırken bir yandan da mutluluk verici sevgiye ulaşmasına yardımcı olur.

Duman rengindeki kuvars taşlarının rengi, açık gökyüzü grisinden koyu kömür grisine kadar değişmektedir. Siyah damarlı akik taşları gibi duman grisi kuvarslar da geçmişte yaşadığımız kötü olayları hatırlayabilmemizi sağlarlar. Bunlar istenmeyen anıların etrafa yaydığı negatif titreşimIeri beynimizden ve vücudumuzdan çekip almamıza ve kendimizi tedavi edebileceğimiz boş bir alanın ortaya çıkmasına yardım ederler. Depresyonu da ortadan kaldırabilen bu taşın ortaya çıkarttığı enerji kullanıcı veya hasta üzerinde istenmeyen etkilerin ortaya çıkmasına yol açabileceği için, kullanmadan önce bir uzmana başvurmak gerekir. Bu kuvars taşını kişi tek başına kullanmamalıdır.

Tedavi ve meditasyon sırasında en güçlü taşlar şeffaf renkli kuvarslardı. Bu taşlarla tedavi sırasında vücudun enerjisini kısa bir zamanda ayarlamak ve hızlı bir şekilde zihinsel ve ruhsal olarak daha yüksek bir bilince ulaşmak mümkündür. Tedavinin tam olarak gerçekleşmesi için yetenekli uzmanlar, şarkı ve müziğe de yer vermektedirler. Aynı zamanda mum ışığı, kehribar kokusu, reçine, moldavit ve buhur da hastanın sakinleşmesine, tedaviye cevap vermesine ve sağlıklı olmanın nasıl bir his olduğunu hatırlamasına yardımcı olmaktadır. Bu yaşadıkları hastanın sağlığını geri kazanacağına olan inancını arttırıyordu. Güçlü bir inanç duygusunun iyileştirici etkisinin olduğu, bilinen bir gerçektir.

Edgar Cayce, kristalleri sadece şans getirmesi için değil aynı zamanda vücudun titreşimleri üzerinde yararlı etkileri olabileceği düşüncesiyle taşımamız gerektiğini söylemektedir. Bazı sağlık uzmanları, başımızın tepesine şeffaf renkli bir kuvars taşı koymamızı söylerler; böylece taşın beyindeki elektromanyetik dalgaları toplayacağına, dengeyi sağlayarak yeniden beynimizi canlandıracağına inanırlar. Yastığınızın altına koyduğunuz bir kristal güzel rüyalar görmenizi ve rahat uyumanızı sağlarken, bahçenize koyduğunuz bir kuvars taşı da bitkilerinizin daha çok büyümesine yardımcı olacaktır.

Kristaller pek çok yolla Atlantisliler' e hizmet etmişlerdi.

“Atlantis'te doğum yapılan odaların duvarları ve dünyaya yeni gelen varlığın daha iyi bir görüntü ve his uyandırması için parlak, yeşil renkli kristallerle kaplanıyordu.” HERMA WALDTHAUSEN

Kuvars taşlan bugün olduğu gibi hastalığın teşhisine yardımcı oluyordu. Kişinin vücudunda gezdirince sorunlu bölgede taşın rengi biraz değişiyordu. Hopi kızılderilisi Mavi Kurt kristaller yoluyla insanların karşı taraftan gelen enerji “döngüsü"nü görebildiklerini söylemiştir.

“Uzun yıllar önce Atlantis’te bulunan kristal bir odayı ziyaret etmiştim. Hatırladığım kadarı ile odalar ya da duvarlar daire şeklinde idiler. Odada çok fazla ışık vardı ve tavanın kubbe şeklinde olduğunu gördüm. Bana tedavi amacıyla ışıktan, renkten ve sesten yararlanabileceğim söylenmişti. Bu yaklaşık olarak M.Ö. 15,700 yılında oluyordu. Bu şekilde dört Atlantisli kadının hayatını kurtardım. Bu kadınların şu anki isimlerini biliyorum ; ama, henüz onlara ulaşamadım.”

Bir çok insan, Atlantis’teki kristal odaları hatırlamaktadır. Bu odaların içinde bol miktarda kristal ve tedavi ile beynin gelişimine katkıda bulunabilmek amacıyla kullanılan farklı taşlar da bulunuyordu.

Oldukça zeki olan Atlantisliler,vücudun tekrardan kendini yenileyebilmesi için zararlı güçleri yakarken kristalleri kullanmışlardır. Bu işlem Atlantis’in başkentindeki bir tapınağın gizli gençleşme bölümünde başarıyla gerçekleştiriliyordu. Odaya alınan hasta bir sandalyeye yaslanıyordu ve teknisyenler, kristal aracılığı ile güneş ışınlarını yaşlı vücuda gönderiyorlardı. Bu sırada uzmanlar, değişik frekanslarda sesler çıkarıyorlardı; bu sesler ise yaşlı dokuları harekete geçiriyor ve hücrenin moleküllerini yeniden canlandırıyordu. Bu işlem kişinin hormon dengesini yeniden düzenliyor, kırışıklıkları yok ediyor ve enerji tekrardan vücuda dönüyordu. Bu noktada yetenek ve dikkatin büyük önemi bulunuyor. Çünkü eğer kristal çok yüksek bir seviyede akort edilirse vücuda zarar verebilirdi. Bu işlemi bir kere yapmak onlara yetiyordu çünkü Atlantisliler yaşlandıkça, tıpkı uzun süren bir tatil gibi zevk aldıkları şeyleri çok fazla yaptıklarında eskisi kadar eğlenceli olmadığının farkına varmışlardı. Sonuç olarak bir tek fiziksel bedende çok daha fazla vakit geçirme fikri dünyadan ayrıldıktan sonra tekrar gelme deneyimi kadar cazip görünmüyordu.

Piramit şeklindeki yapılar, Atlantis ve Mu' da çok yaygın görüntülerdi. Araştırmacılar, bu binaların içinde gizli bir enerjinin bulunduğunu keşfettiler.

Giza'daki Büyük Piramit'te bulunan eski dönemlere ait hayvan ölüleri, hala eskisi gibiydiler; hiç çürümemişlerdi. Etrafta herhangi bir koku yoktu ve mumyalanmış gibi görünüyorlardı. Ayrıca araştırmacılar, uygun şartlar altında piramitlerdeki bu enerjinin bıçakların ucunu keskinletmek, çeşme suyunun tadını güzelleştirmek, bitkilerin çabuk büyümesi, tohumun filizlenmesi, bataryaların doldurulması, tedavi sürecinin hızlandırılması ve canlılığı, kuvvetliliği arttırma gibi özelliklerinin de bulunduğunu iddia ediyorlardı.

"Piramitler hakkındaki en önemli gerçek, onlarda bulunan enerjinin insanların karmaları üzerinde yoğunlaşarak hızını artırdığı ve enerji ile beslemekte olduğudur. Örneğin insan, hayatının bazı belirli kısımlarını öğrenme ihtiyacı duyarsa (karmayla ilgili olarak) bu enerjiyi kullanarak daha çabuk gerçekleştirebilmektedir. Bu da, kişinin bir ilişkisinin kesildiği anlamına gelmektedir. Ama olaya olumlu açıdan bakarsak, kişi eskisi iyi olmadığı için yeni bir ilişkiye başlayabilir. Yine de, böyle bir insan Büyük Piramit' te bulunan Kraliçe' nin odasında uyursa, hayatının karmasını tamamlayamadan ölür." WIM RASKAM – Hollanda

Lemuryalılar ve Atlantisliler genelde tapınaklarını enerjinin daha kolay yayılmasını sağladığı için piramit şeklinde yapıyorlardı. Daha fazla enerji sağlamak için ise, binaların tepelerine veya yakınlarına kuvars taşları koyuyorlardı. Bu yerler enerjiyi yeniden oluşturma ve doldurma yerleriydi. Çünkü kişi piramit içinde meditasyon halindeyken binadaki fazla titreşimi toplayarak enerjisini yeniden düzenlemek mümkündür. Birçok eski Maya şehrinin mimari planı, Mu ve Atlantis'in torunlarından kendi çocuklarına emanet ettikleri bilgileri yansıtmaktaydı. Bu şehirlerin merkezinde yüzleri kutsal bir binaya dönük olan dört piramit yer almaktaydı.. Binalar yaz ve kış gündönümlerinde güneşin doğuşunu ve batışını yansıtacak şekilde yerleştirilmişlerdi. Mayalar, atalarının bu önemli binaları bu şekilde yerleştirmelerini, dünyanın başlangıcında tanrıların da böyle yaptıkları şeklinde açıklamışlardı.

Muhtemelen piramitlerin pozisyonu bu garip şekillerin ürettiği enerjinin dağılımını hızlandırmaktadır. Internet'te tanıştığım arkadaşlarımdan biri, rüyasında buna benzer bir yapı gördüğünden söz etmişti. Gördüğü şey dört yöne göre ayarlanmış dört piramidin oluşturduğu merkezi bir binaydı. Merkezde evrendeki enerji toplayarak dört piramitin tepesindeki kristalIere gönderen eşsiz bir kule yer almaktaydı. O, binalardaki insanların kristallerdeki enerjiyi tedavi amacıyla kullandıklarına inanmaktaydı.

Uzun zaman önce yaşamış olan duyarlılıkları yüksek kişiler, evrendeki karmaşık güçlerin beynimiz ve vücudumuz üzerinde etkileri olduğunu anlamışlardır ve ondan yararlanabilmek için binalar inşa etmeleri gerektiğinin farkına varmışlardır. En uygun yerleşim yerini seçmek içinse "feng shui" veya "geomancy" yöntemlerini kullanmışlardır. Arazinin şekli, yeraltı kaynakları örneğin toprakta bulunan kristaller gibi değerli maddelerin bulunması, etraftaki yerçekimi, manyetik alan elektrostatik enerji gibi etkenlerin varlığı bu seçimde dikkate alınıyordu. Yakın zamana kadar Uzak Doğu'da feng shui yöntemi kullanılıyordu ve günümüzde bu yöntem çok hoş bir şekilde geri dönmüştür.

İtalya' nın kuzeyinde Alp Dağlan eteklerinde Valchiusella Vadisi'nde yaşayan 800 kişiden oluşan “Damanhur" ruhsal topluluğunun temelleri, Atlantis teknolojisi üzerine kurulmuştur. Damanhurlar, Atlantis'e yolculuk yapabilme yetenekleri sayesinde kayıp bir ülkede yaşadıklarına benzer şeyleri yeniden yaşayabilecek bilgiye sahiplerdir. Burada bulunan herkes geniş, daire şeklindeki bir katedral ve onun çevresinde bulunan göz alıcı güzellikteki binalar etrafında yaşamlarını sürdürmektedirler. Damanhurlar'ın, görüntülerini altı saat boyunca çekmesine izin verdikleri bir gözlemci, tapınaklarında müziğin çok fazla rol oynadığı törenlerinin tam bir görüntüsünü elde etmiştir. Binanın parlak kuvars taşından yapılan geniş kubbesi mozaik şeklinde düzenlenmiştir ve güneş ışığı kristallerin içinden geçince katedralin içine rengarenk gökkuşakları yayılmaktadır.

"Reiki'yi Atlantis'e götürdüğünü öne süren bir teknisyen kısa bir süre önce bana kendi tedavi yöntemlerini öğretti. Şimdi burada çalışmakta olduğum beş kişiyle daha önce Atlantis'te de beraber Reiki yaptığımı hatırlıyorum. Teknisyen bana ilk defa Reiki yapmayı öğretirken, Atlantis'teki 'Güzellik Tapınağı'na ait görüntüler zihnimde belirmeye başladı. Beşimiz de kapının doğu tarafından doğmakta olan güneşe bakıyorduk. Binlerce yıl sonra burada aynı şey tekrarlanıyordu." ANONİM

Reiki uygulayıcıları, hastalarının içlerindeki elektrik titreşimlerini güçlendirmek ve tedavi süreçlerini hızlandırmak için başları, kalpleri ve avuçlarıyla enerjiyi dışarı göndermektedirler.

"Büyük tedavi tapınaklarında çalışmış bir sağlık uzmanı olarak Atlantis' teki diğer yaşamlarım hakkında çok şey hatırlıyorum. İlk başta insan vücudunun dengesini sağlayabilmek için Reiki ve sesle çalıştım. Bu şehre taşınınca oldukça hayret verici bir şekilde Atlantis'te beraber çalıştığım bir bayanla tanıştım. Şimdi benim özel masörüm ve Atlantis'teki halimi o da hatırlıyor. " RENEE BRODIE

Kristal şişeler, hastalara vücutlarındaki enerji kanallarını dengeleyebilmeleri için farklı bir ses kaynağı daha sunmaktadır. Saf kuvarstan oluşan silis toprağı veya tozlu kuvarstan yapılan şişeler, lastik tokmaklarla vuruldukları zaman zil sesine benzer bir ses çıkarmaktadırlar. Yapılış biçimlerine göre her şişe oldukça anlaşılabilir bir tınıyı ortaya koymaktadır.

Bilimsel araştırmalar, belirli ses frekanslarının veya melodilerin vücudun belirli bölgeleriyle ilişkili olduğunun ortaya koymaktadır. Standfort Üniversitesi'nden doktor William Tiller, vücudumuzdaki her atomun, molekülün, hücrenin ve bezin belirgin bir frekansı olduğunu öne sürmektedir. "Fa" notası ciğerlere; "Sol" notası karaciğere, safra kesesine, dalağa ve mideye; "Do" notası da belkemiğine iyi gelmektedir. Tedavi sırasında terapist, istenmeyen enerjileri yok edip etki altındaki bölgenin dengesini yeniden sağlamaya çalışırken bu sırada kristal şişeler de birlikte ya da peş peşe vurulurlar.

"Sesler, bu gezegenin titreşimsel özelliklerini sağlıyorlar; ses, tedavi etmenin dışında yaratma, meydana getirme, ortaya çıkarma gibi güçlere de sahiptir." ANONİM

Çatal ve kristal sesleri, Atlantisliler' den bu zamana kadar tedavide titreşimleri artırabilmek için kullanılan tek yöntem değildi. Notalar, topluca söylenen şarkılar, davul vuruşları, "Ooommm," "Ahhhhh," "Huuuu" gibi sesli harflerin tekrarıyla oluşan sözler de duygularımızı harekete geçirebilmekte ve çakralarınızı, endokrin sistemimizdeki bezleri açabilmektedir.

Vücudumuzda bulunan hücrelerdeki enerji akışından "biyoplazmik vücut" olarak söz edilmektedir. Akupunktur, yoga, polarite terapisi ve fizik tedavi, biyoplazmik vücuttaki enerji akışını yönetmektedir ve fiziksel sağlığımız için oldukça önemlidir. Edgar Cayce, vücudumuzda bulunan elektrik enerjisiyle çalışırken "Radyal Aktif" ve "Islak Hücre" adlı iki tane kalp elektrik tedavi cihazını önermektedir. Birçok kimse onun bu aletlerin yapımı ve kullanımı ile ilgili bilgilerinin kaynağının, hücrelerimizin önemli bir elektriksel bileşiğe sahip olduğunu düşünen uzmanların bulunduğu Atlantis' e kadar dayandığını anlatmaktadır. Her ikisi de sinir sistemini hücresel boyutta dengeleyip düzenlemektedirler.

Yetenekli uzmanlar, günümüzde bu aletleri masaj, kemik tedavisi, rejim uygulamaları sırasında başarılı bir şekilde uygulayarak faydasını daha da çok arttırmışlardır.

Cayce, aynı zamanda tedavi sırasında dua etmek gerektiğini de söylemektedir. "Radyal Aktif," uykusuzluk ve başağrısı için kullanılırken, daha güçlü etkileri olan ve çok az miktarda da olsa voltaj üretebilen "Islak Hücre" aleti ise MultipI skleroz, kas distrofisi, felç ve parkinson hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.

"Bir an Atlantis' e geri döndüğümü hayal ettim. Tapınğın, üzerindeki tepede bulunan evimi ziyaret ediyordum ve senato' da çalışan babamın yanına uğruyordum... Daha sonra körfezdeki rıhtıma doğru inmeye başladım. Büyükbabamın yunuslarla oynamakta olduğunu gördüm ve güldüm. Birlikte ılık sularda yüzdük. Akşam yemeğine kadar el ele sahil boyunca yürüdük, ateşin başında oturduk. Güneş batana kadar etrafı izleyip şarkılar söyledik. O, yıldızlarla kaplı gökyüzünün altında bir süre yanımda kaldı.” ANONIM

Mu ve Atlantis'te çok fazla olan yunuslar, potansiyel tedavi kaynaklarıydı. Plato, arkalarında su perilerinin bulunduğu altından yunus heykellerinin Atlantis'in başkentinde bulunan Poseidon Tapınağı'ndaki bir savaş arabası üzerinde duran Poseidian Tanrısı'nın dev heykelinin çevresinde bulunduğunu söylemiştir.

E.E.G. kullanan araştırmacılar, zamanlarını yunuslarla geçiren insanların daha huzurlu bir ruh halinde olduklarını gösteren "teta" dalgalarında artış meydana geldiğini görmüşlerdir. Bu sonuçta meditasyon yapmaya benzetilebilir. Yunuslarla ilişki içinde olmak aynı zamanda vücudun bütün endokrin sistemini etkileyen dopamin gibi sinirsel taşıyıcıların üretilmesini ve kullanılmasını da sağlamaktadır.

Atlantisliler, muhtemelen yunusların merhametli yaradılışlarının tedavi edici etkilerinin de farkındaydılar ve bu hoşlarına da gidiyordu. Tedavi kendi içimizden gelmektedir; insanlar yunuslarla birlikteyken onlara yardım etmezler; ama hayvanların göstermiş oldukları teslimiyet ve karşılıksız sevgi gösterilerine aynı şekilde karşılık verebilirler. Yunuslarla vakit geçirince, vücudumuzdaki “immunogloblin" ve "T -killer" hücreleri çoğalır ve hastalıklara karşı koyabilme gücümüz artar. Depresyon geçiren kişiler, yunuslarla iletişim kurunca kendilerine olan saygıları artmakta ve böylece hayata bakış açılarında değişmeler olmaya başlamaktadır. Birçoğumuz, Atlantisliler gibi yunuslarla birlikte yüzebilme ve iletişim kurabilme şansına sahip değiliz ama bizim de kimsenin sırrını çözemediği yeteneklerini paylaşmak için geri dönen tedavi uzmanlarını etrafımızda arayabilme gibi bir ayrıcalığımız bulunmaktadır.

30 Haziran 2011 Perşembe

Güneş tutulması

1 Temmuz 2011 Cuma günü, sabah 11:39 civarında Yengeç burcunda Güneş tutulması gerçekleşiyor. Haziran başından beri üst üste deneyimleyeceğimiz üçüncü tutulma olacak bu ve oldukça gerilimli etkiler altındayız.

Önemli değişimler ve bazı şeyleri kırabilmemiz için bazen gerilimli enerjilere de ihtiyacımız var…

Yengeç burcu 21 Haziran gündönümü ile başlar. En uzun gün ile ışığın gücünü yansıtır bize. İnsanlığa açılan kapıyı temsil eder! Mısır’da Siriüs ve İsis ile ilişkilendirilmiştir. Birçok kutsal metinde ve Kuran'da sözü edilen Sirius, yeryuzundeki bircok uygarlık icin de en kutsal yildiz olmustur. İsis ise sevgisi tüm insanlığı kapsayan Yüce Anne Tanrıça’dır. Görünmeyen, derinde olan, Ay’ın gizeminde saklı olan dişi güçtür İsis… ve bu tutulmada İsis enerjisini hissetmeye başladık hepimiz.

“Yeni enerjilerin, yeni kavramların, güç kavramının eski bilgisinin yeniden doğumu“ içindeyiz. İsis’in gücünün yeniden doğumu içindeyiz ve Yengeç tutulması ile bu olguyu çok daha güçlü bir şekilde hissedeceğiz.

Güç kavramının eski bilgisi nedir? Enerjilerin dişi enerji tarafından yönetilmesidir aslında. Dişi tarafımız zihinden bağımsız olarak Tanrısallığımızla bağlantılı olan yönümüzdür... Enerjilerin zihnin ve dış dünyanın yönlendirilmelerinden bağımsız olarak yönetilmesi, güç kavramının eski bilgisinin geri gelişidir bir anlamda. Kadın veya erkek olmakla ilgisi yok bunun elbette, dişi ve eril enerjilerimizle bağlantısı var.

Enerjilerin yönetilmesi nedir? Doğuştan gelen en büyük hakkımız olan, yaşamımızı yaratabilme mucizemizdir!

İçine doğduğumuz sistem bize yaşamımızı yeniden ve yeniden yaratabileceğimizi öğretmediği gibi, bizi bu en doğal mirasımızdan da uzaklaştırdı. Dış dünyaya bağımlı hale geldik. Toplumun onayladıklarını yapmak zorunda hissettik. Kendimizden uzaklaştık. Uykudayken yürüme bandında yürüyen kişiler haline geldik.

Ve gün geldi uyanmaya başladık. Gökyüzü enerjilerinin seslenişlerini duymaya başladık. Olumsuz kehanetlerin gerçekleşmeyebileceğini görmeye başladık. Yaşamda pek çok ama pek çok seçeneğimiz olduğunu ve bu seçeneklerle yolumuzu her an yeniden ve yeniden yarattığımızı fark etmeye başladık. Bize uygun olmayan ortamlardan ayrılmaya başladık. Bizi tüketen ilişkileri sonlandırmaya cesaret ettik. Bize ölüm kalım savaşı gibi gelen deneyimlerin içine girdik ve yine de hayatta kaldık…Bizi artık geliştirmeyen işimizi, tüm korku fısıltılarına, ‘başka iş bulamazsın’lara rağmen bıraktık ve ayakta kaldık!

Sevginin esas kendimizi sevmekten geçtiğini, ancak bu şekilde Tanrı’yı ve O’nun suretinde tüm canlıları sevebileceğimizi anlamaya “başladık”. Sevgiyi anlama yolculuğundayız, henüz bu konuda mezun olmadık.

Kendimizi fark etmeye, gerçekte ne istediğimizi kendimize sorma cesaretini bulmaya başladık. Bu yolculuğun “kendi” yolculuğumuz olduğunu, aslında baştan beri her şeyi yaratmış olduğumuzu, sorumluluğun hep bizde olduğunu anlamaya başladık.

Ama yarattıklarımızdan hoşnut değildik çoğunlukla…Bir gün baktık ki, kendimizi sahiplenmeden ilerlemişiz kişisel evrenimizde, kişisel yolculuğumuzda. Kendimizi sahiplenmenin ne demek olduğunu hiç bilmemişiz! Ve öyle yaratmışız kişisel yolculuğumuzdaki tüm araçları.

“O zaman evrensel sistem dahilinde, enerjileri bilinçli olarak yönetebiliriz” dedik…

Ve şimdi Yengeç burcundaki bu çok güçlü tutulmanın arifesinde, enerjileri bilinçli bir şekilde yöneterek, kendimizi bir anlamda yeniden yaratmanın eşiğindeyiz. Yengeç’in konuları olan sevgi ve şevkat ile…

Ama önce kendimize sevgi ve şevkat ile. Çünkü biz kendimize sevgi ve şevkat duymuyorsak eğer, başkalarına duyduğumuz sevgi ve şevkat yerine tam olarak ulaşmıyor! Ebeveynlerimizden biliriz bunu çoğumuz! Neden olduğunu anlamadan içimizi acıtmıştır bazen bize yansıyan sevgileri…

Sevgi ve şevkat enerjisiyle ilgili çok önemli! olan bir diğer açılım ise içimizdeki dişinin, içimizdeki erile duyduğu şevkattir arkadaşlar. Bunu bir önceki tutulma yazısında da paylaşmıştım. Gittiğimiz dönemin en önemli gerçeklerinden biri, İsis yarasının şifalanma sürecinin içinde oluşumuzdur. Bu şifalanma, dişinin erile olan sevgi, kabul ve şavkatinden geçiyor…Bu olgu, doğal olarak dünyasal ilişkilerimize de yansıyor. Pek çoğumuz hayatımızdaki bazı erkeklere şevkat duymaktayız son dönemde.

Şifalanan dişi enerjimiz eril enerjiden yardım ve destek almaya da açacaktır kendini. Erille savaşmayı bırakacaktır. Dişi enerjimizin en büyük ihtiyacıdır bu…

Bir önceki tutulma ile geçmiş enerjiler tetiklenmişti, hepsi üstümüze gelmeye başladılar sanki…Pişmanlıklar, suçluluk duyguları, parayla ilgili konular, alınan kararları sorgulama gibi…

4 taraftan çekildiğimizi hissediyoruz. Bloke olmuş gibiyiz. Duygusalız. Gözümüz sürekli yaşlı. Bazılarımız zor deneyimlerden geçiyoruz, bazılarımız yakınlarımızın zor deneyimlerine şahit oluyoruz ve hassasız, bazılarımız ise içsel olarak zorlanıyoruz…

Sanki bir sınavdayız arkadaşlar Yengeç tutulması öncesinde…Gençlerimizin tuvalete bile gidemeden girdikleri sınavlar gibi bir sınav bu …Kısıtlanmış hissediyoruz.

Ay’ın küçülme evresindeyiz. bu günlerde 1 Temmuz tutulmasına kadar. Bu dönem parçalanma, tekrar yapılanma ve yansıma zamanıdır. Duygularımızın içine düşmeyelim, “semanın aklını” kaybetmeyelim!:J

İki ayrı evren var sanki içimizde iç içe geçmekte olan…Biri çok dünyasal, diğeri yuvanın sevgisinde…İkisi arasında sıkışmış gibiyiz…Bir taraftan dünyasallığımız depreşti, diğer taraftan Öz’ümüzün sevgisine olan özlemimiz. Sabredelim…dengeleyeceğiz:J

Karışık duygular içindeyiz ama ortak bilincimizdeki uyanışımız çok önemli….Merkezimizde kalabilmeliyiz. Bunun için Boğadaki Jupiter’den ve Balık’taki Neptün’den ve Şiron’dan yardım ve şifa alıyoruız.

Tutulma enerjisi oldukça gerilimli olsa da, enerjilerin yazı ve turaları var. Hangi tarafını seçeceğimiz ortak bilincimizde saklı…

Geçtiğimiz tutulmada Güney Ay Düğümü ile Güneş kavuşumdaydı, bu tutulmada ise Güney Ay Düğümü ve Venüs kavuşumdalar…Yani, geçmiş ve ortak bilinçaltımızda kayıtlı olan enerjiler Venüs gezegeni ile birleşiyor. Genel olarak ilişkilerimizle, dişi enerjimizle, sevgi-aşk-finans konularıyla ilgili eski ve kayıtlı olan deneyimler tetiklenmiş olabilir, bunlara çekilmeyelim…Örneğin sevilmediğimizi düşünmek, kıskançlıklar ve güvensizlikler, kaybetme korkularının içine girmek, değersiz hissetmek, sevgiye ve mutlu bir ilişkiye kendimizi layık görmemek, maddi sıkıntılar içine yeniden girme tehlikesi, işle ilgili problemler vs..Ve en önemlisi İsis’in yarasını hissetmemiz… Çok yol aldık! Regresyona çekiliyormuşuz gibi hissedebiliriz, dikkat edelim:J Böyle hissettiğimiz taktirde bilelim ki, evren bu eski kayıtları dönüştürerek geleceğe taşımamızı hatırlatıyor bize…Geçmişin bilgilerini ve geçmişin zorlayıcı kayıtlarını dönüştürerek geleceğe taşımak üzere yardım alıyoruz. Lütfen değerlendirelim.

Güney Ay Düğümü ile birleşen Venüs, Ceres ile açı yapıyor. Çocuklarımıza olan bağımlı sevgiyi, dişi enerjimizi en çok annelikle yaşama ihtiyacımızı, çocuklarımıza ve eşimize olan anneliğimizi hatırlatıyor bize gökyüzü enerjileri. Dişi enerji bir zamanlar kaybettiği dişi gücünü sadece annelikle geri almaya çalışmaktan , annelik haricinde yaşadığı kadınlıktan duyduğu suçluluktan özgürleşmeli!…Eril enerji ve içine doğduğumuz sistem de, dişi enerjiyi “sadece annelikle onurlandırmaktan” özgürleşmeli!.....Evet her kadının içinde bir anne var, ancak her kadının içinde aynı zamanda çok güçlü bir dişi olan Venüs var…Bunların toplamı olan İSİS var…

Dişi ve eril enerjimizi, yani kendimizi, sevgiyle ve şevkatle sahiplenerek adım atalım Yengeç tutulmasına.

Çünkü bu tutulma yeni bir kaba geçmemiz için destek veriyor bize. Kutsal kasemizi yeniden dolduruyoruz. 2019 yılıana kadar Yengeç burcunda yeni bir tutulma olmayacak, bunu değerlendirelim:J)

Venüs ile açı yapan Ceres bize aynı zamanda toprak ananın ve döngülerinin gücünü hatırlatıyor. Tüm şifanın doğadan ve içimizdeki iyileştirme gücünden kaynaklandığını hatırlatıyor. Bu anlamdaki eski bilgileri yeniden ve güçlü bir şekilde gündeme getiriyor. Ayrıca soruyor bize: Duygusal ve fiziksel olarak nasıl besleniyoruz ya da beslenemiyoruz?

Tüm bu bilgiler sorgulama tarzında yükseliyor içimizden. O yüzden de hassasiyet ve suçluluk duyguları içinde olabiliriz, bunu abartmayalım.

Ayrıca, dünya anaya destek vermemizi işaret ediyor bize enerjiler. Çok yüksek ve gerilimli aynı zamanda çok değiştirici bir tutulmaya gidiyoruz,. Ay’ın Güneş’in ışığını yansıtması gibi, bizler de gelen çok güçlü enerjileri alalım ve birlikte yol aldığımız dünya anaya desteğimizi aktaralım arkadaşlar.

Tanrıca İsis, pek çok yerde Ay’ın evrelerini işaret eder şekilde resmedilir. Bu ay özellikle bu evreleri değerlendirelim.. Zaten farkında olmasak da etkisi altındayız.

Birinci çeyrek Yeniay ile başlar, Yeniay Güneş tutulmasıyla birleşiyor 1 Temmuz’da. Güneş ve Ay Yengeç burcunda aynı derecede birleşiyorlar. Dişi ve eril enerji birleşiyorlar. Yeniay süreci; gelişimleri destekleyen, yeni enerjilerin ve fikirlerin üretildiği yeni başlangıçlar zamanıdır. Işığın tekrar doğuşunu temsil eder, özellikle bir tutulma ile birleşirse, 1 Temmuz’da olduğu gibi. Yeni bir ışığın doğumuna gidiyoruz…

Ay buyudukce basladigimiz isimizi, projemizi daha da hareketlendirebiliriz. 8 Temmuz’da sabah 09:31 gibi Terazi burcunda büyüyen Ay gerçekleşiyor, bu anlamda değerlendirebiliriz.

Ay’ın dolunay evresi ise tamamlanma, gozden gecirme, gerekli elemeleri yapma, bizi engelleyen hususlari fark etme donemidir. .Dolunay 15 Temmuz’da sabah 09:41 gibi Yengeç burcunun karşı burcu ve partneri olan Oğlak’ta gerçekleşiyor. Bu ayki dolunay da oldukça önemli bu yüksek tutulma enerjilerinin altında. Tutulma ile yeni bir ışığın doğumu tetikleniyordu. Bizi geri çeken hususlar varsa eğer, ipleri çok uzamış şekilde sarkıyor olacaklar. Partnerlik konuları da aydınlanıyor aydınlatıyor bu şekilde. Çocukluk kayıtları da aydınlanıyor ışıl ışıl! Ben kendi biricikliğimi ne zaman kapattım, ben kendi ışığımı ne zaman kıstım? …Nasıl bir kozmik tohum olduğumu ne zaman unuttum? İçine doğduğum sistemin bilgisayar programı hangi yaşımda yüklendi bana? Bizi geriye çeken ipleri keselim gitsin bu dolunayda fark ettiklerimizle:J Ve yine eril tarafımıza sevgi, şevkat göstermenin tam sırasıdır. Tüm bu geri çekişler ve sistemin fısıltıları eril enerjimiz kanalıyla ulaşıyor bize. Oysa artık dişi enerjimiz ve sezgilerimiz çok daha güçlenecek gittiğimiz dönemde.

Dolunayin ardindan Ay kuculmeye baslar ve isigini azalttikca, bizler de dolunayda fark ettiklerimizi kucultme, azaltma, sonlandirma yapabiliriz, tikaniklarimizi acabiliriz. 23 Temmuz’da sabah 08:00 civarında Boğa burcundaki küçülen Ay’ıdeğerlendirebiliriz.

Bu ay bir ikinci Yeniay da 30 Temmuz’da 21:41 civarında Aslan burcunda gerçekleşiyor. Aslan alanımızda yeni bir tetiklenmeye işaret ediyor.

Tutulma enerjisine gerilimli diyoruz…Öncü burçlar olan Koç, Terazi, Oğlak ve tabii ki Yengeç burçlarını güçlü olarak etkiliyor tutulma. Ancak bu gerilim ve dört bir taraftan çekilme öncü burçlarda olduğu için daha şanslıyız. Yeni başlangıçlara çekiliyoruz çünkü! Zor deneyimlerle olması gerekmiyor bu yeni başlangıçların…İçimizde dört mevsim de aynı anda ve iç içe gerçekleşiyor sanki şu anda, bunun gerilimini yaşıyoruz ve 16 Temmuz’a kadar bu gerilimli enerji devam ediyor. Titreşimimizi yükseltecek ve bize iyi gelen aktiviteler içinde olalım.

Yengeç kabuk değiştirmekten ve değişimden hoşlanmaz. Çok incinebilir olur, yara alabilir bu dönemde…Bizler de öyleyiz şu anda. Tutulmayla birlikte yeni kabuklarımıza, yeni kabımıza, yeni beden titreşimlerine! adım atıyoruz…Bu anlamda da oldukça önemli bir tutulma enerjisi altındayız. Farkında olalım, merkezimizde kalalım, en yüksek ruhsal ve bedensel şifamıza niyet edelim. Güçlü ve olumlu değişimler deneyimleyebiliriz.

Fiziksel ve duygusal olarak nasıl beslendiğimizi ya da beslenemediğimizi fark ediyoruz bu günlerde. Neleri revize etme ihtiyacındayız bu anlamda?

İlk ilişkimiz Ay enerjimizle, annemizle…bu ilişkiyi ve anne rahmi kayıtlarını yuvasını her yere taşıyan yengeç gibi taşıdık…Eski enerjiyi dönüştürerek geleceğe aktarma zamanı artık.

Bu güne kadar gerek soy enerjimizle, gerek çocukluk kayıtlarımızla ilgili hep olumsuzluklara odaklandık ve onları temizlemeye niyet ettik. Tutulmadan önceki bu son gece (30 Haziran Perşembe) karanlıklarımızı “noktalamak” için fırsat var evrenden.

1 Temmuz’da ise, artık dünyasal ve evrensel soyumuzdan gelen olumlu etkilere çevirelim odağımızı. Kapanmış olan çocukluk ışığımızı yeniden açmaya niyet edelim!. Evren bizi sevgiyle ve şevkatle kucaklıyor olacak. İsis bizi sevgiyle ve şevkatle kucaklıyor olacak. Eski sistemin rahminden çıkarak, yeni kabuğumuza, kabımıza, yeni beden titreşimlerine, nasıl bir kozmik tohumsak öyle doğmaya niyet edelim. Fark edelim ya da etmeyelim, bunun etkisini önümüzdeki dönemlerde göreceğiz. Anlamaya ve zihnimizle tanımlamaya odaklanmayalım yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı artık…Bundan sonraki dönemde deneyimlerimizi tanımlayabilmek gittikçe zorlaşabilir:J

Sadece izin verelim oluşa ve hep birlikte doğacağımız yeni bir insanlık bilincine doğru yol almaya…

12 Haziran 2011 Pazar

Enerji İvmesinin Yükselmesi


-Üstat Kuthumi ve Üstat Serapis Bey
Om Na’nın Kutsal Okulu ve Işığın Bilgeliği
Haftalık Kanallık Mesajı
www.omna.org
Natalie Glasson Kanallığı ile 6.6.11

Birleşmiş bilincimiz ve niyetlerimizi size kanallık yoluyla iletirken, sizi sıcak bir sevgiyle selamlıyoruz. Biz, Üstat Kuthumi ve Üstat Serapis Bey, tam şu anda, içsel planlardaki Dünya Öğretim Aşram’ındayız ve tüm enerjilerini Dünya’nın yükselişine adayan başka Yükselmiş Üstatlar ile birlikteyiz ve onlar tarafından destekleniyoruz. Sizin karşınıza sevgimizle çıkmak bizim birincil amacımız olsa da, Dünya’da gelişmekte olan süreçleri anımsatmak ve hizalanmak adına ilgilerinizi nasıl odaklanacağınızı; ve yükselişinizin kolaylık ve mükemmellik içinde olmasını sağlamak için buradayız.

İlk olarak bilmenizi isteriz ki, tüm Yükselmiş Üstatların desteği sizinle birliktedir, bilin ki ihtiyacınız olduğu her zaman sizin için buradayız ve her zaman en büyük sevgiyi, ışığı ve aydınlığı sizin varoluşunuza ve realitenize demirleriz. Şimdi Dünya’da bir çok değişikliğin süregeldiğini anlıyoruz, sizin kendi varoluşunuz ve bütünsel anlamda, insanlığın enerjetik ve fiziksel yapısında olduğu gibi… Değişiklikler içsel planlarda da sürmekte. Tüm Yükselmiş Üstatlar’ın dengede; enerjetik alanlarında ve ruhlarında sağlam durduklarından emin olmak için, birçok Yükselmiş Üstat, içsel Planlardaki Kozmik Varlıklar tarafından idare edilen bir çok birleşmeye çağırıldı.

İçsel Planlar yoluyla, ışığın güçlü, yüksek titreşimsel dalgaları akıyor, bir çoğu Dünya’ya demirliyor, bir başkaları, Yaratıcı’nın evrenindeki diğer başka gezegenlerine demirlerken… Biz, Yükselmiş Üstatlar olarak bile, süregelmekte olan değişimlere ilerlemek adına desteğe gereksinimiz var. Kozmik Üstatlar enerjimize yeni bilgelik ve içgörüleri yüklerken, bize, değişikliklerle nasıl başedeceğimizi öğretiyorlar ki; biz de enerji titreşimimizi yükselterek, Dünya’dakilere daha fazla yardımcı olabileilim.

İtiraf etmeliyiz ki; öğrenimimizi, keşiflerimizi sürdürmek ve Yaratıcı ile bu denli ivmeli bir birliğe ulaşmak bizim için oldukça heyecan verici. Bizler de sizler gibi; Yaratıcı tarafından idare edilen Kozmik Varlıklar yoluyla bilgi bombardımanına tutuluyoruz, bizlerin de süreçle; ve vuku bulmakta olan dönüşümleri algılamakla ilgili, zamana gereksinimiz var. Bu vuku bulan durumlar yüzünden, kendi Yükselmiş Üstadınızı çağırdığınızda, onların enejilerini, her zamankinden daha da yoğunlaşmış bulabilirsiniz, Lütfen bu durumla ilgili alarma geçmeyin, ama Yükselmiş Üstatlar olarak bizler de sizler gibi Işığın daha parlak fenerleri olma yolunda yürüyoruz.

Kozmik Varlıklar, kendi kısa dönem amaçlarını her bir Yükselmiş Üstat’la birlikte, 2012’deki majör geçiş için paylaşmaktalar. O kadar heyecan verici ki, her birimize, içimizdekini aktive edebilmek ve Dünya da dahil olmak üzere, Yaratıcı’nın evrenindeki bir çok gezegeninde demirleyebilmek için önerilmiş donanımlar verildi. Bizlerden, Işığı, ve bazı özel nitelikleri, Yaratıcı’nın belli özel alanlarına odaklamamız istendi. Bazı Yükselmiş Üstat’lara Dünya ile çok sıkı çalışmaları gerektiği söylendi, onlara donanımları demirlemeleri için Dünya’da belirli küçük alanlar verildi, bu durum, Yükselmiş Üstatlar’ın görevlendirildikleri bölgelere, oraları temizlemek ve yeniden enerjilendirmek için beraberlerinde, ince bir tarakla gitmeleri gibidir. Yükselmiş Üstatlar; Dünya’nın tüm enerji düzeylerinde çalışmaktadırlar. Bu süreç, 2012’de de devam edecek, insanlığın gelişmesi ve büyümesini desteklemek için yapılan temizlik işlemine yakın çalışmalar yapılacaktır.

Yükselmiş Üstatlar’a, enerjilerdeki dengeyi korumaya odaklanmaları için küçük bölgeler verildi, yoksa kaymaların dengelenmesi için, doğal felaketler vuku bulabilirdi. Bu amaç doğrultusunda çalışan Yükselmiş Üstatların, bölgedeki enerjetik dengeyi sürdürmek ve Dünya’nın titreşimini yükseltmek için Dünya Ana ile işbirliği içinde çalışmak zorundalardır.

Bu noktada belirtmeliyiz ki; Dünya’nın titreşimi bütünüyle daha yüksek bilince erişse de, bu insanlığın yükselişinin birdenbire kendiliğinden vuku bulacağı anlamını taşımıyor. Bizler Dünya’nın temelleri üzerinde çalışıyoruz ama, süreklilik taşıyan Yükseliş için dönüşüm süreci, her bir bireyin içinde saklı.
İnsanlık, aynı zamanda Dünya ile birlikte çalışmalı, nitekim bu arınma programı süresince, bir çok insan, Yükselmiş Üstatlar’la birlikte Dünya için çalışmak üzere çağırılıyorlar.
Meleklere katılmış diğer Yükselmiş Üstatlar’dan, temizlenme ve geçmişi serbest bırakma amacı ile, enerjetik olarak hücresel düzeyde insanlığı yeniden kodlamaları istendi. Belki, son günlerde bedenlerinizde muazzam bir enerji hissediyorsunuz, ya da bedenleriniz yorgun ve halsiz, tüm bunlar; Yükselmiş Üstatlar ve Meleklerin hücresel düzeyde sizin fiziksel bedenleriniz üzerinde çalışması yüzündendir. Eğer bilinciniz yerindeyken bu durumun vuku bulmasını arzu ederseniz, meditasyon esnasında rehberlerinizden, insanlık üzerinde hücresel düzeyde sevgi gücüyle, enerjetik olarak çalışan Yükselmiş Üstatlar’ın yakınınıza çekilmesi için enerjinizi açmasını isteyebilirsiniz. Sizinle çalışacak olan Üstat ya da Üstatlar'ı anlamayı ve rehberlerinizden süreci görebilmenizi sağlamalarını isteyebilirsiniz. Yükselmiş Üstatlar’a, bu görevde, hücresel düzeyinizden, gereksiz olan tüm geçmiş enerjilerin, sevginin gücü ile serbest kalması için derin bir temizliğe girişmelerine izin verebilirsiniz. Bu temizleme sürecinin amacı, ruhsal farkındalığınızı ve duyarlılığınızı yükselterek sizi Yaratıcı ile daha derin bir bağlantıya hazırlamaktır.
Bize göre insanlık, bir çok unsuru giysi gibi giyiyor üzerine, sanki, her bir önceki yaşam ve deneyim edindiğiniz bir giysi, ve hepsini üstüste giymek zorundasınız! O kadar ki, gerçeğinizi gölgeleyerek, sizi barış ve uyum içinde olmaktan alıkoyuyor. Tüm arzumuz, üzerinizdeki tüm gereksiz giysilerden sıyrılarak gerçeğiniz boyunca güvenle yürüyebilmeniz!
Bu sadece, bizim sizinle paylaştığımız bir metafor; sizin, şimdi 2012’ye hazırlanırken, derin bir arınmanın yer aldığını anlayabilmeniz içindi. Bu arınma süreci birkaç yıldır süregelmekte, ama şimdi her bir birey için kendi enerji ve ışığını yükseltebilsin diye Yaratıcı tarafından güçlendirilmekte. Bu arınma süreci, 2012’nin de ötesinde de, bir çok yıl sürecek, ama bu andan itibaren öyle bir hızlandırılmalı ki, 2012’nin enerjilerine daha güçlü ve parlak bir ışık, ve kendi gerçeğinizin daha geniş bir farkındalığı ile girebilesiniz. Her zaman kendi varlığınız ve gerçeğinizi temizlemek ve arındırmaya odaklanmalısınız ama odağınızı büyütmek ve yükseltmek, her zaman sizin yararınıza olacaktır. Eski enerjilerin yükseltilmesi gerekmekte, özellikle, insanlığın Dünya üzerindeki insanlık tarihinin karmasını bir bütün olarak temizleyebilmesi için, öncelikle her bireyin eski kişisel enerjilerini temizlemesine gereksinim vardır. Dünya’yı arındırmaya adanmış Yükselmiş Üstatlar, aslında, insanlığın geçmişte bir bütün olarak yarattığı karmik enerjileri daha iyi tanıyabilmesi, serbest bırakması ve temizlemesi için Dünya’yı hazırlamaktalar.Dünya’da, insanlığı; tüm karmik enerjileri Dünya’nın tarihinden serbest bırakmayı yüreklendirecek deneyim ve olaylar vuku bulabilir ama bu ancak periyodik olarak belirebilir; çünkü insanlığın bu duruma izin verebilecek titreşime erişebilmesi için, ilk önce kendi varlıkları, farkındalıkları ve bilinçlerini temizlemeli, arındırmalı ve genişletmelidirler.
Şimdi, size; Dünya’daki insanlığın büyük bir kişisel arınma süreci içerisine girdiğini yeniden ifade etmek arzusundayız. Bu, eski enerjilerin salıverildiği yoğunlaştırılmış ve güçlendirilmiş bir dönemdir. Salıverilmesi gereken bir çok alışkanlık ve inanç sistemi, eğer daha önce kendinizi arındırmamışsanız; güçlü bir şekilde sizi etkilemek ve dikkatinizi çekmek adına realitenizde var olmaya başlayacaktır. Bu zamanlarda, rehberleriniz, yüksek benliğiniz ve Yaratıcı’dan şifa ve rehberlik dilemeli ve eski alışkanlıkları tanıyarak onları çözebilmelisiniz. İnsanlığın, kendi yaşamları, deneyimleri, diğer insanlar ve eski zamanlardan; hatta eski yaşamlardan süzülen süreçleri öğrenmeye kapıldığı bir dönem olduğundan dengenin fazlasıyla gerekli olduğunu söylüyoruz. Kendinizi bu zamanda, insanlarla olan eski ilişkilerinize tutunurken bulmanız normaldir, ya birlikte bir karmayı çözmeniz gerekiyordur, ya da belli enerjileri demirliyorsunuzdur Dünya’ya…
Antik ve eski bilgeliklerin her zaman Dünya’da gerekli olduğunun farkındayız; ama insanlığı geride tutan eski enerjilerin dönüşüme uğraması gerekmektedir.
2012, her zaman yeni bir başlangıç anlamı taşıdı ama bir çok insan duruma oldukça literal yaklaşarak Dünya’dan koparılıp alınacaklarını, ya da herşeyin bir anda değişeceğini düşünmekte, ve onlar hayal kırıklığına uğrayacaklar. Oysa yeni başlangıç çoktan başladı bile ve devam edecek, 2012 bir çokları tarafından kehanette bulunuldu, onlar tam da bu zamanda insanlığın titreşiminin yeterli olacağını ve kendi içlerinde geçişi tamamlayıp, nihayetinde de dünyayı etkileyebileceklerini bildiler.
Aslında bu, eski enerjiler döngüsünün tamamlanması ve yeni enerji döngüsünün başlama zamanıdır. Eğer, bir takım insanlar yaşamınızdan çıkar, durumlar değişir ve başka bağlantılar oluşursa şaşırmayın. Büyük olasılıkla zaten bu durumları deneyimlemeye başladınız bile, Dünya’da gerçekleşen ilham kaynağı sürecin doğal bir parçası bunlar. Sizden; Yaratıcı ile daha fazla birleşebilmeniz için; basitçe kendinizi, enerjinizi, kişiliğinizi, hatta fiziksel bedeninizi arındırmaya odaklanmanızı istiyoruz. Yaşamınızda, belli deneyimlerden uzaklaşma gereği içine girebilirsiniz, bu onları kenara itme anlamına gelmez, ama sadece sevgi yollayabilir, daha önceleri yaptığınız gibi enerjiniz içine almayabilirsiniz.
Şimdi; enerji ivmesinin yapılandığını farkedeceksiniz, size, ruhsal gelişiminize yardımcı olması için bir çok yeni alet sunulacak, ama bilin ki, bizler her zaman buradayız sizler için ve sizi koşulsuzca seviyoruz.
Sizinle sohbet bir mutluluktu,
Üstat Kuthumi ve Üstat Serapis Bey

Çeviri: Güneş Kurtulan
http://lovepeaceandharmony.ning.com/profiles/blog/show?id=2209390%3ABlogPost%3A220577&xgs=1&xg_source=msg_share_post
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...